‘MİT SANDIM DEĞİLLERMİŞ’ Ağustos 14, 2008
Posted by ibrahimtatlisessevenleri in basında ibo.Tags: ibo, ibrahim tatlıses, imparator, mit, sauna çetesi
add a comment
‘Sauna Çetesi’ Sanıkları Arasında Yer Alan, Ergenekon Dosyasında Adı Geçen İbrahim Tatlıses, ‘Adama Ebced İlmini Biliyor Diye Gittik, Çete Çıktı. Bunda Benim Ne Suçum Var’ Dedi. ![]() | ||
‘SAUNA ÇETESİ’ SANIKLARI ARASINDA YER ALAN, ERGENEKON DOSYASINDA ADI GEÇEN İBRAHİM TATLISES, ‘ADAMA EBCED İLMİNİ BİLİYOR DİYE GİTTİK, ÇETE ÇIKTI. BUNDA BENİM NE SUÇUM VAR’ DEDİ. İbrahim Tatlıses, adının ‘Sauna Çetesi’ne karışması hakkındaki iddialara yanıt verdi: ‘Adam (Kasım Zengin) ‘Ebced ilmini biliyorum’ dedi. Birinin aklını başına getirelim diye kalktık ona gittik. Adamlar meğer bir çete kurmuşlar. Durup dururken o çetenin üyesi oldum.’ | ||
Bir gün beni bu kişi Ankara’daki yazıhanesine davet etti. Eski Emmniyet Genel Müdür Yardımcısı Ertuğrul Çakır, baktım bu adamın yazıhanesinde oturuyor. Sonra çok değerli bir savcımız, Nuh Mete Yüksel de geldi. Ben de bunların MİT olduklarını sandım. Ama MİT değillermiş, hiçbir şey değillermiş. Şimdi bunda benim ne suçum var.’
Oldum Sauna çetesi
O sırada Emre Köroğlu bana, ‘Benim yeğenim sünnet oluyor abi, eğer şeref verirsen mutlu oluruz’ dedi. Kalkıp gittik, düğünde olduğumuz için de tempo tuttuk. Cep telefonuyla o resimler çekilmiş ve sürekli o resmim basıldı. Şekil bu… Ben oldum Sauna Çetesi.
‘Ebced’ ilmini biliyor diye gittim çete çıktı
‘Küre Operasyonu’ kapsamında ifadesine başvurulan, ‘Sauna Çetesi’ sanıkları arasında yer alan, Ergenekon dosyasında adı geçen İbrahim Tatlıses, Bodrum’daki otelinde Kelebek’le buluştu… Hakkındaki iddialara yanıt veren Tatlıses, ‘Birinin aklını başına getirelim istedik. Yani kendine çeki düzen vermesi anlamında. Neyse adama ebced ilmini biliyor diye gittik, çete çıktı. Bunda benim ne suçum var’ dedi.
Nasılsınız?
Süperim, bomba gibiyim… Beni tek kızdıran yalan yanlış haberler… Önce gözaltına alındığımı yazdılar, sonra cezaevine koydular. Bu kadar olmaz ki. Kimsenin annemi, 16 yaşındaki oğlumu üzmeye hakkı yok. O çocuk evde perişan oldu. Kimse açıp da bir şey sormadan kafasına göre yazıyor. Bu işin sonu ne olacak arkadaşlar?
Birkaç gün önce ‘Küre Operasyonu’ kapsamında açılan davalarda ifadenize başvuruldu. Ergenekon dosyasında ‘terör örgütüne maddi-manevi yardım’ yaptığınız konusunda adınız geçiyor… Neler söyleyeceksiniz?
- İfademin alınmasıyla ilgili söyleyecek bir şey yok. Gittik, ifademizi verdik, bitti… Bir yerlere yardım konusu da safsatadan başka bir şey değil. Onların ‘yardım yaptı’ diye anlattığı dönemde ben, kirada oturuyordum. Perihan Savaş ile Fulya’da 500 liraya ev almıştık. Eve perde alacak paramız yoktu, camları gazete kağıdı ile kapatmıştık. Ben bu haldeyken 1.5 milyon dolar yardım etmişim ha? Şimdi Doğulu’ysan, Kürtçe biliyorsan, şarkıcıysan, şöhretsen bunlar hep yakıştırılır. Bu dosyalar 50 defa mahkemelere gitti. En büyük savcılar bile bu dosyalara bakıp, iddialara güldüler. ‘Yardım ediyor’ diye açılan bütün davalardan beraat edeli tam sekiz yıl oldu. Fakat bu Ergenekon olayı yüzünden yeniden gündeme geldi. Ben, bu camiadaki herkesle bir araya gelen birisiyim arkadaşlar. Yeraltı, yerüstü, işadamı, asker, vs… Mesleğim icabı hepsiyle bir masada oturuyorum, konuşuyorum. Benim Veli Küçük Paşa’yla tanışmışlığım da var Sami Hoştan’la da, Kürşat Yılmaz’la da. Masalarında oturmuşumdur, konuşmuşumdur, bir dostluğum, arkadaşlığım olmuştur. Bu alemde olan hemen hemen herkesle bir dostluğum, konuşmuşluğum olduğu gibi. Ama hepsi bu kadardır. Yani ilişkilerim hep arkadaşlık çerçevesinde sınırlıdır. Beni Sauna Çetesi yaptılar. Oysa adı geçen o adamı ben bambaşka bir şey için tanımıştım. Tanıdığım, konuştuğum için Sauna Çetesi’ne girdim. Hiçbir günahım, suçum olmadığı halde.
Adı geçen o kişi sanırım Emre Köroğlu (Kasım Zengin). Kendisi sosyete medyumu olarak biliniyordu. Nasıl tanıştınız?
- Adam ‘Ebced ilmini biliyorum’ dedi. Biliyor diye kalktık ona gittik…
Kim için gittiniz ve bu ilim nedir, ne işe yarıyor?
- Ne için, kim için gittik, boşverin. Ama birinin aklını başına getirelim diye gittik, amaç buydu. Ben adamla bu şekilde tanıştım. Ne olup bittiğinden haberim yok ki. Adamlar meğer bir çete kurmuşlar. Ben de farkında değilim, ama durup dururken o çetenin bir üyesi oldum. Bir gün beni bu kişi (Emre Köroğlu) Ankara’daki yazıhanesine davet etti. Yolum Ankara’ya düşünce de aradım ve gittim. Eski emmniyet genel müdür yardımcısı Ertuğrul Çakır, baktım bu adamın yazıhanesinde oturuyor. Aradan 15 dakika geçti, çok değerli bir savcımız Nuh Mete Yüksel de geldi. Sen ne anlarsın? Ben de bunların devletin elemanı, MİT olduklarını sandım. Ama MİT değillermiş, hiçbir şey değillermiş. Şimdi bunda benim ne suçum var. Adam rica etti, ‘Teşkilat durum anlaşılmasın diye göstermelik bir büro açtı, Ankara’ya gelirsen çayımızı, kahvemizi iç, daha büyüklerimiz de geliyor’ dedi. Ben de ‘gelirim’ diyip, gitmişim. O sırada Emre Köroğlu olarak bildiğim kişi bana, ‘Benim yeğenim sünnet oluyor abi, eğer şeref verirsen mutlu oluruz’ dedi. Kalkıp gittik, düğünde olduğumuz için de tempo tuttuk. Cep telefonuyla o resimler çekildi ve sürekli o resmim basıldı. Şekil bu… Ben oldum Sauna Çetesi. Benim siyasi hiçbir görüşüm olamaz. Benim en önemli siyasi görüşüm, Türkiye Cumhuriyeti’dir, Türkiye Cumhuriyeti bayrağıdır, Türkiye Cumhuriyeti topraklarıdır. Vergimi de burada veririm, bayrağımı da alıp öper, başımın üstüne koyarım. Bunun dışında kim bana ne yakıştırırsa yakıştırsın, gerçek budur. Kürtçe serbesttir, Kürtçe şarkı söylerim. Ama amacını aşmadığı sürece söylerim. Amacını aşan hiçbir Kürtçe parçayı da söylemem. Çünkü ben siyasetçi değilim. Ben Doğuluyum, Kürtçe biliyorum, hiç kimseye para vermedim, hiç kimse de benden haraç alamaz. Ben taraf olamam. Benim tarafım insanlıktır. Ben ne sağcı ne de solcuyum. Ben sosyal demokratım. Bu konuda daha fazla söyleyecek bir sözüm yoktur. Ama bütün bu gelişmeler beni gerçekten çok üzüyor, yaralıyor. Bu konularda bir daha konuşmayacağım. Bu son sözlerimdir…
Hiç mi kabahatiniz yok?
- Hiçbir kabahatim yok. Ben halkın sevdiği bir sanatçıyım. Mesleğim icabı binbir türlü insanla tanışıyorum. Ben nereden bileyim kimin ne olduğunu? Bunda benim günahım, suçum ne?
İbrahim Tatlıses korkulacak kadar ‘güçlü’ bir adam mı peki?
- Hayır. Ben insanları ürkütmeyi değil, saymayı, sevmeyi severim. Ben kafamdaki canavarı da hep böyle küçültmüşümdür. Ben mafya değilim. O alem başka, ben başka. Ben şarkıcıyım. Benim silahım da gücüm de mikrofondur, sesimdir. Fakat zora gelirse kimse kusura bakmasın, aslanlar gibi savaşırım. Ama tek başıma. Kimseyi araya sokmadan. Şimdi birileri vuruluyor, birileri ölüyor. Ben hep işin içindeyim! Ama benim olaylarla hiç alakam yok. Nasıl oluyor bu?
Gerçekten adınızın karıştığı hiçbir olayla alakanız yok mu?
- Namusum, şerefim üzerine yemin ederim ki yok! Kuran getirin, el basayım. Urfa’da, çarşıda dolaşıyoruz, biri bize laf atıyor. Atabilir! Cumhurbaşkanı’nın da aleyhine konuşuyorlar. Adam o an çok küfürlü konuşunca yeğenlerimden biri adamı vuruyor. Ne oldu, İbrahim Tatlıses vurdurttu oldu. Hep böyle şeyler başıma geldi. Derya Hanım’ın, Asena’nın olayında da aynı şey oldu. İşin içinde olunca her şeyi ben yaptırtıyorum sanıyorlar.
Sokaktaki vatandaş, ‘İbrahim Tatlıses‘in adı her türlü olayın içinde geçiyor ama hepsinden de bir şekilde yırtıyor’ diye düşünüyor…
- Benim dokunulmazlığım falan yok, asla! Böyle bir şey söz konusu olabilir mi Allah aşkına! Devletin hukuku var, avukatı var, savcısı var, mahmekesi var. Hadi birinden yırttım, ikincisinden yırttım, üçüncüsünden yırtamam ki. O zaman çıkıp, ‘Bu nasıl oluyor?’ diye hesap sormazlar mı? Eğer benim bir suçum olsa, hangi savcı çıkar da, ‘Bunda bir şey yok, onu içeri atmayın’ der, sorarım size. Böyle bir şey mümkün olabilir mi?
CEBİMDE SİLAH DEĞİL TIRNAK MAKASI TAŞIYORUM
Siz 1980′li yıllarda cezaevinde yattınız değil mi?
- Tabii yattım… Polise hakaretten. 1980′li yıllardı. İzmir Fuarı’ndaydık, o sırada film de çekiyoruz… Malzemelerimizi taşıyacağız polis bizimle inatlaştı. Sonra ona hakaret ettiğimi söyleyerek resmen bana iftira attı. Tam 14 gün yattım. Bu adliyenin tarihe geçmiş en büyük hatalarından biridir. Çünkü ben polise hakaret etmemiştim. Üç kişi birlik olup benim hakkımda yalan ifadede bulundu. Neyse 14 gün yattık ama yövmiyem arttı. Fuara girdiğimizde normal iş oluyordu, hapisten çıkınca ‘iğne at yere düşmez’ durumunda konserler vermeye başladım. O da bir tecrübe oldu. Çok kalabalık bir koğuşta yatmıştım. İçeride çok para dağıttım. Çok fakir vardı çünkü. Kantinden alışveriş yaptırıp, koğuş arkadaşlarıma dağıtıyordum. Bu yüzden iki tane gardiyanın işine son verilmişti. Neyse, sonra bu davadan beraat ettim de temizlendim…
Sicilinize işlenen bir suç var mı?
- Şimdi anlatacağım bir şikayettir! 25 yıl önce, bir olay oldu. Kışın Ankara’ya gazino çalışmasına gittim. Bir otelde kalıyoruz ve otel çok soğuk. Çalışanlara kaloriferi yakmasını söyledim, yakmadılar. Patronun yaktırmadığını öğrenince adama gittim. Bu arada ertesi gün konserim var ve sesim soğuktan çatallaşmış durumdaydı. Neyse otel sahibi havanın sıcak olduğunu, kaloriferi yakmayacaklarını söyledi. Yakarsın, yakmazsın adamla birbirimize girdik… Kavga sırasında adam elimden kaçıp, bir odaya girdi. Bunun üzerine ben de çektim, gittim. Antalya’ya doğru giderken, yolda polis çevirdi ve adamın birini dövdüğümü, ona silah çektiğimi bu yüzden hakkımda şikayet olduğunu söyledi. Ben de o zaman ne silahı olur. Neyse sonra bir sürü mahkemeler olmuş. Adam kendi kendine ona silah çektiğime dair yalancı şahitler bulmuş. Bu olay benim sicilime işlendi. O zaman acemiyim, neyin ne olduğunu bilmiyorum ki. İbrahim Tatlıses bugün bir milyon tane tehditle karşı karşıya, ama inanın ruhsatlı silahım yok. Niye yok? Ruhsat almaya gidiyorum karşıma işte bu 25 yıl önceki dava çıkıyor. İçişleri Bakanlığı’na mektup gönderdim, durumu anlattım ama yine de sabıkamı sildiremedim. Bu yüzden ben cebimde tırnak makasıyla dolaşıyorum. Buradan, ‘İbrahim Tatlıses güçlüdür, o yapmıştır, o korunuyor’ diyenlere sesleniyorum, bu nasıl kayırılmak, korunmak şimdi? Milletvekilli olmak istedim, ‘Dokunulmazlık almak için milletvekili olmak istiyor’ dediler. Ya benim zaten dokunulmazlığım var, ben İbrahim Tatlıses‘im.
Ebced ilmi nedir
Ebced kelimesi, Arap alfabesindeki harflerin kolay ezberlenebilmesi için, harflerin birleştirilmesiyle meydana gelen 8 anlamsız kelimenin ilkidir. Ebced’in en büyük özelliği ‘Ebced hesabı’ adı verilen bir işlemde kullanılmasıdır. Buna göre, ebced ifadesindeki her harfin bir sayı değeri vardır. Ebced ilmini bilen kişilerin, bu sayılardan yola çıkarak kişinin durumunu ve ruh halini tespit ettiğine, o kişinin üzerinde büyü varsa da okumalarla büyüyü bozduğuna inanılır.
Parayla kadın tutmadım
İbrahim Bey, bir süre önce medya mensupları hakkkında ağır yazılar yazan bir internet sitesi gündemdeydi. Şimdi bu site kapandı ama arkasında sizin olduğunuz hep konuşuluyor. Bu yazıları siz mi yazdırıyordunuz?
Eğer ben böyle bir şey yapmışsam, evladım ceza görsün. Namusuma da yapmadım, nikáhıma da yapmadım. Ben belden aşağı vurmam. Ben bu mesleği daha uzun yıllar yapacağım. Bana çok lazımsınız, ben de size lazımım. Ben size bir şey yaparsam, beni yazar mısınız? Ben bugüne kadar reklam aşkı yaşayayım diye ne parayla karı-kız tuttum, ne de bir gazeteciye, ‘Benim haberimi yapın, size şunu yapacağım’ dedim. Parayla bir şey olmaz… Benim sesim var, sesim! Ben yazacaksam kendi internet sitemden yazarım arkadaşlar. Öyle maşa falan da tutmam.
1 trilyon kaybettim
Geçtiğimiz seçimlerde bir partiden İstanbul milletvekilliğine adaylığınızı koymuştunuz. Bu işten çok zarar ettiniz mi ve yeniden seçimlere girmeyi düşünüyor musunuz?
- 1 trilyon para kaybettim. 200 milyar reklam harcaması yapmıştım. Ama o kampanya dönemi işe gidemediğim için toplam zararım 1 trilyonu bulmuştur. İlk seçimlerde yine girmek istiyorum. Ama belediye başkanlığına değil, milletvekilli olmak istiyorum. İnşallah ben de tıpkı Osman Yağmurdereli gibi Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, ‘Namusum, şerefim üzerine yemin ediyorum’ diyebilirim. Benim derdim hizmet. Ben halkıma iyi hizmetlerde bulunmak istiyorum… Sema Denker-Kelebek-Hürriyet
TATLISES’TEN İLGİNÇ AÇIKLAMALAR Ağustos 14, 2008
Posted by ibrahimtatlisessevenleri in basında ibo.Tags: ibo, ibrahim, ibrahim tatlıses, imparator, tatlıses grup, urfalı
add a comment
|
‘Karizmatik Olmaya Özen Gösteririm. Her Erkek Gibi Belli Ölçülerde Bakım Yaptırırım. İddia Edildiği Gibi Yüzümde Botoks Yok. Kırmızı Urfa Biberi Yiyerek Sağlıklı ve Zinde Kalıyorum. Hormonlarım Çok Çalıştığı İçin Üç Günde Bir Kulaklarımdaki Tüyler Uzuyordu. Çareyi Lazer Epilasyon Yaptırmakta Buldum.’
|
|
|
‘KARİZMATİK OLMAYA ÖZEN GÖSTERİRİM. HER ERKEK GİBİ BELLİ ÖLÇÜLERDE BAKIM YAPTIRIRIM. İDDİA EDİLDİĞİ GİBİ YÜZÜMDE BOTOKS YOK. KIRMIZI URFA BİBERİ YİYEREK SAĞLIKLI VE ZİNDE KALIYORUM. HORMONLARIM ÇOK ÇALIŞTIĞI İÇİN ÜÇ GÜNDE BİR KULAKLARIMDAKİ TÜYLER UZUYORDU. ÇAREYİ LAZER EPİLASYON YAPTIRMAKTA BULDUM.’Adalet Hanım hâlâ eşimdir
Ben resmi nikahı sadece Adalet Hanım’la yaptım. Altı yıl evli kaldım, sonra da boşandım. Ama halen Adalet Hanım, Allah katında dini nikâhlı olarak benim eşimdir. Ahmet’in anasıdır. O benimle evlendi. Çocuğunun başında oturdu, aslanlar gibi onlara baktı. Her ay aylığı, altına da arabası gider. O bir yana, dünya bir yanadır. Onun yeri benim dünyamda farklıdır. Boşanmamız da çok basit bir şey yüzünden oldu. Yoksa evliliğimiz devam ederdi. |
|
Osman’ın ölümü beleş bir ölüm
Osman Yağmurdereli‘nin ölümü bana göre beleş bir ölüm. Bağırsağındaki bu hastalık tespit edilir edilmez, hemen orayı kesip alacaklardı. Bunun ameliyattan başka çözümü yok. Teşhis koyulduğu ilk gün ameliyat edilmesi gerekiyormuş.
Amerika’yla görüşülüyor, Başbakan uçağını veriyor ama gidilmiyor. Osman’ın bu durumunda diller sustu, gözler küllendi. Her şey terse çalışmaya başladı. Bağırsak kanseri olan bir adam iki yıl yaşar mı? Yaşarsa da iki yıl sonra ölmek ahmaklıktır.
Londra Filarmoni konseri teklifi
Londra Flarmoni Orkestrası’yla birlikte konser vermem teklif geldi, kabul etmedim. Ben hâlâ İbrahim Tatlı gibi yaşıyorum. İbrahim Tatlıses gibi değil. Hadi dünyaya açıldım, ne olacak. Biraz daha şöhretim artacak, biraz da param olacak, o kadar. Ben ülkemde her şeye razıyım. Zaten beni dünyada herkes tanıyor. Biri çıkıp, ‘Ben falanım, bana kendini bir ay teslim edecek misin?’ deseydi ve ben de projeye güvenseydim, o işe girerdim. Böyle bir şey olmadı.
Karizmatik olmaya özen gösterdiğini, her erkek gibi belli ölçülerde bakım yaptırdığını söyleyen İbrahim Tatlıses, yüzüne botoks yaptığı iddialarının doğru olmadığını söyledi. Kırmızı Urfa biberi yiyerek sağlıklı ve zinde kaldığını belirten 55 yaşındaki ünlü türkücü, ‘Hormonlarım çok çalıştığı için üç günde bir kulaklarımdaki tüyler uzuyordu. Çareyi lazer epilasyon yaptırmakta buldum’ dedi. İşte Tatlıses’ten bugüne kadar duymadığınız samimi itiraflar.
Çok güzel kilo vermişsiniz. Spor mu, diyet mi yaptınız?
- Dört kilo verdim, dört kilo daha vereceğim. Yememe dikkat ediyorum. Bitkisel şeyler yiyip, vücudumun her yerine kan gitmesini sağlıyorum. Cildin pırıltısını da ot yememe borçluyum. Bunu Ender Saraç öğretti. Bütün sebzeleri kendi suyuyla, buharda pişirttiriyorum. Sonra pişen bu sebzelerin üzerine azıcık yağ gezdiriyorum. Üzerine isot, kekik atıyorum. Az tuzla yiyorum. Kızarmış yağla yapılan yemeği asla yemiyorum. Böyle kilo verdim.
Zaten isot demek İbrahim Tatlıses demek…
- Urfa isotu her derde deva. Her şeye iyi geliyor. Yaramadığı bir şey yok.
Bu arada gerçekten de sağlam mideniz varmış…
- Midem sağlam değildi. 15 yıl önce ülserim vardı. Şevket Küçük isminde Urfalı bir arkadaşım vardır. Onun annesi Urfa’da bilmem ne ağacının sakızından bir ilaç yapıyordu. O ilacı içtim, hemen iyileştim. Biraz da perhiz yaptım. Zaten hayatımda ilk kez o zaman perhiz yapmıştım. Tam 10 kilo vermiştim. Hiç unutmam kadınlar matinesindeyim, hanımın biri, ‘Ne bu halin, pantolonun düşüyor, küçülmüş’ dedi. Zayıf halimi beğenmediler. Bir tanesi de ‘Niye ceketini çıkartmıyorsun?’ diye sormuştu.
Neden?
- Neden olacak anla işte…
Anladım, kalçanızı görebilmek için…
- Bu 25 yıl önce oluyor. Ben kadınların böyle bir merakı olduğunu ilk o kadından duymuştum. O yüzden zayıflamış halimi beğenmediler.
Peki, dönelim sağlıklı yaşam reçetenize…
Buradan bir tavsiyem olacak. Masanızdan kırmızı biberi asla ve asla eksik etmeyin. Bu kırmızı biber, kansere iyi geliyor, bağırsak, karaciğer, böbrek ne varsa vücudun her organına enerji ve güç saçıyor. Benim dinçliğimin sırrı hakiki kırmızı Urfa biberidir. Bir de kafama hiçbir şeyi takmıyorum. Kendime göre deşarj yöntemlerim vardır.
Mesela?
- İçime hiçbir şeyi atmam. Sinirlenirsem, bağırırım… Tarzan niye bağırıyor? Tarzan yöntemini kullanıyorum…
BENDE BOTOKS YOK
Peki bakım yaptırır mısınız? Yüz ve kırışıklık kremleri, nemlendirici falan kullanır mısınız?
- Bakım yaparım. Pedikür, manikür hangisidir bilmem ama ikisini de yaptırırım. Ama onun dışında cilt bakımı yaptırmam, öyle krem falan da sürmem. Sadece kulaklarımdaki tüyleri aldırdım, o kadar. Lazerle yok ettiler.
Yani kulak tüylerinize epilasyon yaptırdınız?
- Adı epilasyon mudur nedir bilmem, lazerle bir şey yaptılar ve tüyler bitti, gitti. Artık çıkmıyor. Hormonlarım çok sağlıklı çalıştığı için kulaklarımdaki tüyler üç-dört günde bir çıkıyordu. Lazerle o dertten kurtuldum.
Biliyorsunuz Emrah da vücudundaki tüyleri aldırtıyor.
- Nasıl yani, gerçekten mi? Ben zaman zaman kollarımdaki tüyleri kısaltırım ama öyle komple alınır mı hiç ya!
Saçlarınızı boyatmaktan sıkılmadınız mı?
- Her tarafı beyaz olsa, boyamayacağım. Sadece şakaklarımın oralarda beyaz var, o yüzden boyuyorum. Yoksa ben de istemiyorum boyamak. Artık işi bıraktığımızda boyamayı da bırakacağım.
Peki ben bir şey duydum; yüzünüze botoks yaptırıyormuşsunuz…
- Noter kanalıyla bunu ispat etsinler, mesleğimi bırakacağım ve ne kadar servetim varsa size vereceğim. Eğer günün birinde böyle bir şeye ihtiyaç hissetsem bile asla botoks yaptırmam. Erkeğin evreleri ve devreleri vardır. Çocukluk, ergenlik, gençlik, orta yaş ve ihtiyarlık. Ben şu anda dördüncü evredeyim. Yani orta yaşlardayım. Kadın, her türlü bakımı yaptırabilir. Çünkü kadın güzeldir, erkek ise yakışıklıdır. Erkeğin yüzündeki çizgiler olacak ki, karizmatik olsun. Ben de şimdilik derin çizgiler yok. Tabii her şeyin başı, mutluluk. Yat, kat, uçak mutluluk getirmiyor.
Yat, uçak olabilir ama önemli olan bunların keyfini çıkarabilmektir. Yani siz hiç uçağınıza atlayıp bir öğlen Paris’te yemek yemeğe gittiniz mi?
- Daha o kadar sosyetik durumum yok. Aslında bu söylediğinizi yapmam lazım. Bana ne otelden, bana ne kebaptan, bana ne gömlekten. Sahnede benden iyi kazanan yok, benden çok çalışan yok, benim kadar ilgi gören yok ama ben hep başkaları için çalışıyorum, kendim için değil. Bu çok yanlış bir şey. Uçağım var, keyfini çıkaramıyorum. ‘Kaptan bugün Honolulu’ya gitmek istiyorum’ desem, bitti… Adam bana bir rota çizecek ve gideceğiz. Eminim bu çok keyifli bir şeydir. Bunu yapacağım zaman da gelecek.
63 YAŞINDA MESLEĞİ BIRAKACAĞIM
Evinizin salonunda duran ilaç kutuları dikkatimi çekti. O kutuların içinde onlarca ilaç var. Neden bu kadar çok ilaç kullanıyorsunuz?
- Her gün Omega 3 alıyorum, gerek olursa kas gevşetici de alıyorum. Baş ağrısı ilacım var. Yine günde iki tane bebe aspirini içiyorum. Amerika’dan getirttiğim vitaminler var, enerji ilaçlarım var, Ginseng içiyorum… Bir de unutkanlık ilacım var. Ben gece çalışıyorum. Bunları kullanmaya ihtiyacım var. Herkes gece eşine, sevgilisine, çoluğuna çocuğuna sarılıp uyurken, ben işime sarılıyorum.
Biraz önce dediğiniz gibi ‘Hep iş, hep iş.’ Bu nereye kadar gidecek?
- 63 yaşına geldiğim zaman mesleği bırakacağım. 63 Urfa plakası. Urfa plakasına gelince elimi eteğimi çekeceğim. Yani mesleğimin 48. yılında veda edeceğim sahnelere.
Kendinizi yalnız mı hissediyorsunuz?
- Etrafım çok kalabalık ama bu kalabalığın içerisinde gerçekten çok yalnızım. Bu yalnızlık nereye kadar sürecek, bilmiyorum.
Ama bir sevgiliniz var?
- O anlamda yalnız değilim canım. Herkesin bir sevdiği, saydığı, birlikte olduğu birisi vardır.
Ömürlük mü peki?
- Kesinlikle. Benim ilişkilerim öyle kısa vadeli olmaz.
Ayşegül Hanım’la birliktesiniz değil mi?
- Siz ne biliyorsanız, onların dışında birileri olamaz. İsim yok ama bildiğiniz doğrudur.
Neden yanınızda olan kadınların elini tutup, sokağa çıkmıyorsunuz?
- Benim duruşum o değil… Sarmaş dolaş dolaşmam. Ben Avrupai olamam. Ben hálá Urfa’dayım. Ya adamlar parayla kadın tutup, bir ay gazetelerde yazılıp çiziliyorlar. Niye, gündemde kalsınlar diye. Ben böyle gündemi ne edeyim ya! Ben sanatçıysam, sesimle gündemde olurum. Bu ne? Ben toplumun önünde kısa süreli ilişki bile yaşamam. Laçka olmam, cıvımam. Tabii ki günlük ilişkilerim oldu ama uzamasını severim, tercih ederim.
Adalet Hanım hálá eşimdir
İbrahim Bey siz ilk eşiniz Adalet Hanım’la hálá evli misiniz?
- Ben mesleğimle evliyim. Ama özel hayatımda da evliyim.
Resmi nikáhlı mısınız?
- Resmi nikáh yok. Ben resmi nikáhı sadece Adalet Hanım’la yaptım. Altı yıl evli kaldım, sonra da boşandım. Ama halen Adalet Hanım, Allah katında dini nikáhlı olarak benim eşimdir. Ahmet’in anasıdır. O benimle evlendi. Çocuğunun başında oturdu, aslanlar gibi onlara baktı. Her ay aylığı, altına da arabası gider. O bir yana, dünya bir yanadır. Onun yeri benim dünyamda farklıdır. Boşanmamız da çok basit bir şey yüzünden oldu. Yoksa evliliğimiz devam ederdi.
Osman’ın ölümü beleş bir ölüm
Geçtiğimiz hafta çok sevdiğiniz dostunuzu, Osman Yağmurdereli‘yi kaybettiniz. Zamansız ölümler size ne hissettiriyor İbrahim Bey?
- Osman’ın ölümü bana göre beleş bir ölüm. Bağırsağındaki bu hastalık tespit edilir edilmez, hemen orayı kesip alacaklardı. Bunun ameliyattan başka çözümü yok. Teşhis koyulduğu ilk gün ameliyat edilmesi gerekiyormuş. Amerika’yla görüşülüyor, Başbakan uçağını veriyor ama gidilmiyor. Osman’ın bu durumunda diller sustu, gözler küllendi. Her şey terse çalışmaya başladı. Bağırsak kanseri olan bir adam iki yıl yaşar mı? Yaşarsa da iki yıl sonra ölmek ahmaklıktır. Bu ahmaklık doktorların mıdır, ailenin midir, rahmetlinin midir bilinmez. Sonuçta Osman’ıma yazık oldu.
Siz chek-up yaptırıyor musunuz?
- Osman’ın vefatıyla dikkat etmem gerektiğini öğrendim. ‘Ölümden korkmuyorum’ dersem yalan söylemiş olurum. Herkes gibi ben de korkuyorum. Ancak benim gibi bir adamın yapacağı çok iş var diye düşünüyorum. İşleri yeni yeni oturtuyoruz. 500 kişi benden ekmek yiyor. Birden bire bunları bırakıp gidiyorsun. Buna beleş ölüm denir.
Yaşlılığınız için planlarınız var mı, merak ettim?
- Ben yaşlılığımda çok huysuz olurum. Osman’la (Yağmurdereli) şöyle bir planımız vardı; 70 yaşına geldiğimizde bir villa yaptırıp, çok sevdiğimiz arkadaşlarımızı da yanımıza alıp, orada yaşayacaktık. Kumar oynayacaktık, vs. O evde dişi sinek bile olmayacaktı. Kadın huzuru bozar. Birkaç yardımcımız olacaktı, o kadar. Onları da yemeğimizi yapsın, çamaşırımızı yıkasın diye tutacaktık. Havuzumuza girecektik, oyun oynayacaktık. Elimizde bastonlarımızla dolaşacaktık. Hayalimiz bunlardı. Osman bana bu anlamda söz vermişti ama beni yalnız bıraktı.
Röportaj: Sema DENKER / HÜRRİYET

